Transformatör ve anahtarlama ürünleri üreten Astor Enerji'nin Ankara Sincan'daki fabrikasında işçiler, mesai boyunca üzerlerinde taşımak zorunda oldukları elektronik kartlarla izleniyor. Evrensel muhabiri Ahmet Berk Yakar'ın 25 Ekim'de yayımlanan haberine göre işçilerin "çip" dediği kartlar yaklaşık üç ay önce dağıtılmaya başlandı ve bölüm bölüm yaygınlaştırıldı.

Astor Enerji, Evrensel'in sorularına verdiği yanıtta uygulamayı doğruladı. Şirkete göre "Entegre Güvenlik ve Süreç İyileştirme Sistemi" pilot olarak Ankara'daki Anahtarlama Ürünleri fabrikasında 840 çalışana verildi. Şirket, kartların fabrika içindeki anlık konumu ve belirli alanlarda geçirilen süreyi kaydettiğini kabul etti; ancak amacın mola ve dinlenme sürelerini denetlemek olmadığını, kartı taşımayana yaptırım uygulanmadığını ve yöneticilerin yalnızca "maskelenmiş" sınırlı verilere eriştiğini savundu.

"Nereye gidersen peşinde"

Kimliklerinin gizli kalmasını isteyen işçilerin anlattıkları ise başka bir tablo çiziyor. Bir işçi, kartların afet ve acil durumlar için verildiğinin söylendiğini, ama mesai bitene kadar boyunda ya da cepte taşınması gerektiğini aktardı: "Önceden kamerayla izleme sistemi vardı, artık GPS takmış gibi oldu. Nereye gidersen peşinde yani." Aynı işçi, verilerin zam döneminde performans değerlendirmesinde kullanılmasından kaygılı.

İkinci işçiye göre kartı reddetmek fiilen mümkün değil ve hareketsiz kalındığında yöneticiler nedenini soruyor: "İnsanlar artık daha az tuvalete gidiyor. Psikolojik olarak daha yoğun çalışıyor." Kartların üzerinde Ankara merkezli ENGES şirketinin logosu bulunuyor. Şirketin kendi tanıtımında sistemin çalışanların bina içindeki konumunu gerçek zamanlı gösterebildiği, iş istasyonlarında geçirilen süreleri raporlayabildiği ve verilerin insan kaynakları süreçlerinde kullanılabileceği belirtiliyor.

Evrensel'in aynı gün yayımladığı bir başka habere göre şirketin Temelli yerleşkesindeki işçiler bu dönem ara zam alamadı; işçiler kamera takibini, hedef baskısını ve tuvalet sürelerinin hesabının sorulmasını anlatıyor.

Metal işçisinin ilk talebi: Şeffaflık

Astor'daki uygulama, metal işkolunda yayılan dijital gözetimin somut bir örneği. Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi'nin (BİSAM) 30 Temmuz 2026'da İstanbul'da açıkladığı ve Prof. Dr. Ferit Serkan Öngel'in yürüttüğü araştırmaya göre, 109 işyerinde 673 metal işçisinin katıldığı ankette işçilerin yüzde 57'si kendisini değerlendiren sistemin hangi ölçütlere göre karar verdiğini bilmiyor. İşçilerin yüzde 34'ü tempo ve dijital takibin gün sonunda aşırı zihinsel yorgunluk yarattığını, yüzde 23'ü sürekli izlenmenin dikkatini dağıtarak kaza riskini artırdığını, yüzde 21'i ise iş güvenliği gerekçesiyle kurulan sistemlerle aslında ne kadar çalıştıklarının denetlendiğini söylüyor. Performans puanı verildiğini belirten 176 işçiden 106'sı, puanların maaşı, primi ya da işte kalmayı etkilediğini bildirdi.

Birleşik Metal İşçileri Sendikası logosu önünde masada oturan beş konuşmacı; masanın önünde Dijital Dönüşümün Metal İşçileri Üzerindeki Etkileri yazılı BİSAM pankartı
BİSAM araştırmasının açıklandığı basın toplantısı, 30 Temmuz 2026, İstanbul. Fotoğraf: Evrensel

Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar basın toplantısında, "İşçilerin bizden ilk istediği şey şu: hangi verimizin toplandığını öğrenin, bize açıkça anlatın" demişti. BİSAM, hangi verilerin toplandığının işçiye açıklanmasını, bu hakkın toplu iş sözleşmelerinde güvenceye alınmasını ve dijital sistemlerin belirlediği tempo ile performans ölçütlerinin toplu pazarlığın konusu yapılmasını öneriyor. Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun 8 Ekim'de Resmî Gazete'de yayımlanan, işyerinde iletişim araçlarının denetimine ilişkin ilke kararı da çalışana önceden bildirilmeyen gizli izlemeyi hukuka aykırı saymış, "sürekli ve aralıksız gözetim ölçülü değildir" tespitinde bulunmuştu; ayrıntılar İşveren e-postanızı istediği gibi okuyamaz başlıklı haberimizde.

"Güvenlik" adıyla getirilen her sistem, sendikal denetim yoksa üretim baskısının yeni bir aracına dönüşüyor. Tuvalette geçen dakikaların ölçüldüğü bir fabrikada asıl soru teknik değil, siyasidir: Verinin sahibi kim olacak, işçinin emeğinden elde edilen bilgi kimin çıkarına kullanılacak? İşçilerin "Hayvan değiliz" itirazı, bu sorunun cevabının ancak örgütlü güçle verilebileceğini hatırlatıyor.