Hafta sonu birçok haber sitesinde "Yargıtay'dan minibüsçüleri ilgilendiren emsal karar" başlıklarıyla duyurulan bir karar, minibüs duraklarında yıllarca çalışan kahyaların kıdem ve ihbar tazminatı alamayacağı şeklinde yorumlandı. Kararın tam metni ise farklı bir tablo gösteriyor: Yargıtay, kahyanın işçilik alacağı olmadığına değil, davanın yanlış kişiye açıldığına hükmeden istinaf kararını onadı. Bu ayrım, aynı durumdaki binlerce durak emekçisi için hayati.

Dava: 15 yıl, tek durak

Dosyaya göre davacı işçi, 4 Mart 2007 ile 22 Mart 2022 arasında İstanbul'da bir minibüs hattının durağında kahya olarak çalıştı. Karar metninde "kahya (değnekçi)" olarak anılan işçi, ücretlerinin ödenmediğini, fazla çalışmasının karşılığını alamadığını ve izinlerinin kullandırılmadığını belirterek, kendisini çalıştırdığını söylediği "oda"ya karşı 2022'de dava açtı. Talepleri kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, asgari geçim indirimi, fark ücret ve yıllık izin ücretiydi.

Davalı oda ise davacının "durak esnafının çalışanı" olduğunu, geçimini esnafın verdiği günlüklerle sağladığını, kendisini minibüs hattını çalıştıran esnafın seçtiğini ve husumetin odaya yöneltilemeyeceğini savundu.

İlk derece mahkemesi Bakırköy 26. İş Mahkemesi (E.2022/233, K.2023/362), işçinin ücretleri ödenmediği için iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığını kabul ederek davayı kısmen kabul etti. Davalı tarafın istinaf başvurusu üzerine dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 60. Hukuk Dairesi'ne (E.2024/4414, K.2026/48) gitti ve tablo değişti.

İstinaf: Ücreti şoförler ödüyordu

Bölge Adliye Mahkemesi, davacı tanıklarının "parasını her şoförün ayrı ayrı kendisine ödediğini" belirten açık beyanlarına dayanarak, kahyanın ücretinin durakta faaliyet gösteren araç sahiplerince ödendiği sonucuna vardı. Mahkemeye göre davalı oda ile işçi arasında 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesi anlamında bir iş sözleşmesi, yani işçinin işverene bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin de ücret ödemeyi üstlendiği bir ilişki kurulmamıştı. Karara göre "gerek çalışılan yer gerekse yapılan işin niteliğine göre" işveren sıfatı, duraktaki minibüs işletmecilerine aitti.

Bu nedenle BAM, davalı odanın "pasif husumet ehliyeti" bulunmadığına karar verdi. Pasif husumet, davanın doğru kişiye karşı açılıp açılmadığını ifade ediyor; davalı, talep edilen hakkın gerçek muhatabı değilse dava esasa girilmeden reddediliyor. BAM ilk derece kararını kaldırdı ve davayı dava şartı yokluğundan usulden reddetti.

İşçi temyizde, odaya bağlı çalıştığını, işe alınması, ücretinin belirlenmesi ve ödenmesi ile izinlerinin odaya ait olduğunu, minibüs sahipleriyle arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını savundu. Yeminli tanık beyanına göre kendisinin plaka sahiplerinden günlük topladığı aidatlar oda yöneticisine teslim ediliyor, ücreti de yönetici ödüyordu. Aynı işi yapan her kahyanın birebir aynı statüde değerlendirilmesinin hatalı olduğunu da vurguladı. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise 21 Mayıs 2026 tarihli, 2026/5414 Esas ve 2026/4844 Karar sayılı kararıyla, BAM kararında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesinde sayılan bozma sebeplerinden hiçbirinin bulunmadığını belirterek HMK 370/1 uyarınca kararı oy birliğiyle onadı. Böylece kararın kesinleştiği anlaşılıyor.

"Kahya tazminat alamaz" doğru değil

Kararın medyadaki sunumunda öne çıkan "bahşiş" ya da "günlük" vurgusu, davalının savunmasından geliyor; karar metninde belirleyici gerekçe değil. Belirleyici olan, ücreti kimin ödediği ve işin kimin hesabına görüldüğü. Yargıtay ve BAM, kahyanın çalışmadığını ya da hiçbir alacağı olmadığını söylemedi; yalnızca bu davada davalı gösterilen odanın işveren olmadığını tespit etti.

İş Kanunu'nun 2. maddesine göre işveren, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ya da tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlardır. Türk Borçlar Kanunu'nun 393. maddesi de hizmet sözleşmesini, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirsiz süreyle iş görmeyi, işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlıyor. Kahyanın yaptığı iş, ücretini ödeyen şoförler ve işletmeciler hesabına görülüyorsa, işveren konumundakiler onlar oluyor.

Uygulamada birden fazla işletmecinin ortak bir işçi çalıştırdığı durumlarda, işletmecilerin bir adi ortaklık oluşturup oluşturmadığı ve alacaklardan nasıl sorumlu olacakları ayrıca tartışılabiliyor. Bu tür değerlendirmeler somut olayın delillerine göre değiştiği için genel bir sonuç çıkarmak mümkün değil; durak emekçilerinin dava öncesinde hukuki destek alması bu yüzden önemli.

Hak düştü mü?

Usulden ret kararı, maddi hakkın esastan reddi anlamına gelmiyor; işçinin alacağı hakkında "yok" denmiş değil. Ancak süre sorunu var. Kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücretinde zamanaşımı, İş Kanunu ek madde 3 uyarınca iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 5 yıl. Bu dosyada sözleşme 22 Mart 2022'de sona erdiğine göre, teorik olarak Mart 2027'ye kadar süre bulunuyor. Fazla çalışma ve tatil ücreti gibi ücret alacakları da 5 yıllık zamanaşımına tabi ancak her alacak kendi muaccel olduğu tarihten işlediği için bir kısmı düşmüş olabilir. Önceki davanın zamanaşımını kesip kesmediği ve yeni davanın kimlere açılabileceği somut olaya göre değerlendirilmesi gereken bir konu; bu hesap kesin değil.

Yeni bir dava açılabilmesi için de önce 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi gereği zorunlu arabulucuya başvurmak gerekiyor.

Durak emekçileri için ders

Karar, kayıt dışı ve parçalı istihdamın işçiyi nasıl hukuki boşlukta bıraktığını gösteriyor. Durak kahyaları, otopark görevlileri, pazar ve hal çalışanları gibi ücretini birden çok kişiden toplayan emekçiler çoğu zaman sigortasız çalışıyor ve iş ilişkisinin tarafları belirsiz kalıyor. 15 yıl aynı durakta çalışan bir işçi, yıllar süren hukuk mücadelesinin sonunda işvereninin kim olduğu tartışmasına takıldı.

Durak emekçileri için çıkarılacak pratik sonuç şu: Ücretin kimden, nasıl alındığını belgelemek; aidat ve ödeme kayıtlarını, tanıkları ve SGK kayıtlarını saklamak; dava açarken de işveren sıfatı taşıyabilecek tüm kişi ve yapıları doğru biçimde belirlemek. Ve elbette örgütlenmek: Ücretin, sigortanın ve iş güvencesinin muhatabı belirsiz bırakıldıkça, bedeli işçiler ödüyor.